Eva Björg Ægisdóttir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eva Björg Ægisdóttir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2024 Cumartesi

Eva Björg Aegisdottir "Boys Who Hurt"

Aylar sonra blog'da Kareler ve Sayfalar Soğuk Diyar Polisiyesi (özel) turu devam ediyor. Geçen süreçte dolu roman okudum, bir kısmı da soğuk diyar polisiyesiydi ancak blogspot'daki hesap yerine instagram'dan yorumlarımı paylaşmaya yöneldiğim için burası çorak kaldı biraz. Hareket gelsin diye geçen Mart ayından beri okuduğum ilgili romanları yıl bitene kadar kısa kısa da olsa eklemeye çalışacağım.

Bunlardan biri geçen ay okuduğum Boys Who Hurt. İzlandalı polisiye yazarı Eva Björg Aegisdottir'in Forbidden Iceland serisinin son romanı, en azından İngilizce'ye çevrilmiş olan son romanı. Yeni bir romanı da çıktı çıkacak galiba. 

Seriyi severek okuduğum, baş karakter dedektif Elma'yı sevimli bulduğum için, her romanın sonunda bir sonraki romanı bekletmek için yazarın okura küçük ipuçları vermesini beğendiğim için, Boys Who Hurt'te de aynı durumla karşılaşmış olmaktan memnunum. Fakat ilginçtir, romanlarını birkaç günde bitirdiğim bu yazarın en uzun sürede okuduğum romanı Boys Who Hurt oldu. Nedense kurguda bir hız eksikliği vardı, üstelik polis prosedüründe sıkıştığı ya da yetersiz kaldığı, atladığı noktalar olduğu hissini üzerimden atamadım. Bu konuda belirli bir okur kitlesi edindikten sonra, özellikle Lackberg'de hep eleştirdiğim üzere yazarlarda bir koyverme hali oluyor sanki. Bilemedim.

Romanın konusuna gelirsek; Akranes'teki küçük bir kasabada, ortak bir sırrı paylaşan ve bu sır etrafında sessizlik sarmalı oluşturan bir arkadaş grubu, romandaki bilinmezin hattını oluşturuyor. Roman ise, küçük bir dağ kulübesinde ölü bulunan bir adamla başlıyor. Elma ve ekibi, bıçaklanarak vahşice öldürülmüş adam ve başucuna kazınmış bir mesajın ardındaki gizemle karşılaşıyor. Mesaj, İncil'den bir alıntı. Günahlarla ilgili bu alıntı, adamın günahının ne olduğunu düşündürüyor. Bu nedenle soruşturma, kapalı bir toplumsal grup içinde dönüp dururken, bir yandan da bilinmezleri sezip peşinden koşmaya çalışıyor.

adamın çocukluğundan bu yana dahil olduğu küçük, hatta neredeyse kopmaya yüz tutmuş bağlardan oluşan arkadaş grubu ve kim olduğuna dair kimsenin net bir bilgisi olmayan kız arkadaşı, araştırmaların merkezinde. Ekibin kız arkadaşı bulamaması, kimliği bilinmeyen bir insanın İzlanda'da bu kadar bulunmaz olabileceğine dair bir kurgunun nasıl yazıldığı benim aklıma pek yatmadı ama neyse.

Adeta silik bir adamın fazlasıyla "göze batan" bir ölümle sonlanan hayatında, neyin bu silik görüntü ardında kaldığını araştıran bir soruşturma süreci. Polis prosedüründeki yavaşlık beni yer yer yavaşlattı, buna rağmen ters köşe yapmayı yine başardı yazar.

5 Ağustos 2023 Cumartesi

Eva Björg Ægisdóttir "You Can't See Me"

Bu seriyi çok sevdim. Kareler ve sayfalar soğuk diyar polisiyesi (özel) turunun ayrılmaz parçası İzlanda'dan en sevdiğim üçüncü yazar sanırım. Oldukça yalın, öte yandan soğuk diyar polisiyesi tadını büyük bir yoğunlukla vermese de kesinlikle hiçbir zaman pişman etmeyen bir yazar ve seri.

Forbidden Iceland serisinin dördüncü kitabı You Can't See Me. Bu sefer serinin ana karakteri olan Elma yok, onun gelmesinden hemen önce gerçekleşmekte olan olaylar içindeyiz romanda. Finalde, Elma'nın geleceğinin haberini alıyor müstakbel eşi, ancak o zamanlar henüz haberi yok... Bizler biliyoruz... Seriyi sırayla okuyunca....

İzlanda'nın ücra bir köşesinde, Sneafellsnes'deki lava arazilerinin içinde, küçük ancak anladığım kadarıyla hayli "butik" ve "pahalı" bir otelde, İzlanda'nın en zengin ailelerinden biri olan Sneaberg ailesi bir hafta sonu için otelin tamamını kendileri için rezerve ettirmiştir. Ailenin büyükbabasının yüzüncü doğum gününü kutlamak için uzun süre sonra beraber olacak olan aile üyelerinin otele gelmeye başlamasıyla açılıyor roman. 

Anlatıcılar, bölümler arasında değişiyor. Bu nedenle farklı karakterler gözünden aileyi tanımak ya da birbirlerini görmek mümkün oluyor. Bir yandan da otel çalışanı genç bir kadın da anlatıcılar arasında; hem bir aileye kendi içlerinden bakıyoruz, hem de dışarıdan bir gözle okuyoruz. Olaya dahil olan polisler de ayrı bölümlerde soruşturmaları sırasında yazar tarafından anlatılıyor. Sürekli zamanda hareket var romanda, bir yandan en sonda, bir yandan en başta, bir yandan da ortadayız.

Bir kaybolma hikayesinin yanında bir de cinayet var, ancak kurbanın kim olduğunu uzuuuun süre bilmiyoruz. Kaybolana dair bir soruşturmaya da uzun süre girilmiyor romanda çünkü toplam iki günde geçen romanı okurken saatler ve günler arasında gidiş-dönüşler olduğu için eş zamanlı ilerlemiyor. Romanın başında, henüz hiçbir şey başlamamışken yazar birkaç sayfada sadece "birinin birini aradığı tekinsizliği" aktarıyor. Sonra, olayların başladığı güne dönüyor, tüm bu iki üç gün içinde gezip duruyoruz.

Okura çok fazla ipucunu bonkörce verse de, bazı merak unsurlarını kısa zamanda bu nedenle kaybetse de okuru kendisine çeken, son sayfaya kadar da kendisini okutan bir roman olmuş. Ancak okurken çoğu açıklamaya okur bu kadar da rahat ulaşamasaymış keşke; biraz daha kafa yorsak daha iyi olmaz mıydı.... En kapsamlı açıklamaya romanın ortalarına gelmeden bile ulaşmak mümkün. Birçok gizemi okurken çözebilmeniz mümkün; karakterlere içlerinden ya da dışlarından bakarken fazlaca ipucu bulmak mümkün. Finali insanı vuracak bir şekilde olmasa da, hatta bana biraz zorlama da gelse tatsız bir polisiye finaline sahip değil. Yine de serideki diğer romanların kurgusu yanında yazar ve okur için daha kolay buldum. 

29 Ekim 2022 Cumartesi

Eva Björg Ægisdóttir "Night Shadows"

Kareler ve Sayfalar Soğuk Diyar Polisiyesi (özel) Turu, sanırım en sevdiği üçüncü İzlandalı polisiye yazarı Eva Björg Aegisdottir'in okuduğum üçüncü kitabı Night Shadows ile devam ediyor. 

Night Shadows, Forbidden Iceland serisinin üçüncü kitabı. İlk kitap hakkında galiba yazmadım blog'da, unuttum, ama ikinci kitap hakkında yazı şurada; buyurun "Girls Who Lie".

Romanın ana karakteri dedektif Elma. Uzun süre Akranes dışında yaşayıp, yaşadığı acı bir olay sonrasında yeniden kendi doğup büyüdüğü yere dönen dedektif Elma'nın hikayesi bir yandan üç kitap boyunca ilerlerken, diğer yandan da her kitapta ayrı bir cinayet karşımıza çıkıyor. Night Shadows, ilk iki romandan kesinlikle farklılaşmış bir roman öncelikle bunu söylemek isterim. İlk iki kitabı okuduktan sonra yazarın belli bir desen etrafında kurduğunu/yazdığını düşünmüştüm. İki romanın bana göre tematik olarak benzerlikleri çok fazlaydı; elbette demek istediğim kendini tekrar etmesi değil. 

İlk iki romanda, İzlanda'dan okuduğum polisiye romanlarındaki ortak sert, karanlık, depresif , hüzünlü ve kederli yapı kendisini gösteriyordu. Bu benim çok sevdiğim ve İzlanda polisiyelerini ayrı bir yere koymama neden olan özellikler grubu. İklimiyle benzeşmiş kurgular, hikayeler. 

Üçüncü romanın sonunda, yani Night Shadows'un sonunda yazar romanı yazdığı dönemde yaşadığı zorluklara değinerek romanı bitiremeyebileceği düşüncesine bile kapıldığını yazmış. Bence yazarlığında bir dönüşümle sonuçlanan faydalı sancılarla dolu bir süreç olmuş bu. Zira ilk iki romandan farklı Night Shadows, daha katmanlı, biraz daha polisiyeyi tatlandıracak detaylarla süslü ve okurken okurun kafasını iyi anlamda karıştırmayı biraz daha başaran bir roman. Sevdim.

Konusuna gelirsek; Akranes'te bir evde yangın çıkıyor; yangında bir genç hayatını kaybediyor. Ancak gencin yangın sırasındaki ölümü şüpheli zira kaçmaya çalıştığına dair bir bulguya denk gelinmiyor. İntihar mı, kundaklama mı, kaza mı? Yangının nasıl çıktığı çözüldükten sonra, gencin neden hedef olabileceğine dair sorular ortaya çıkıyor. Öte yandan, Hollanda'dan, annesini ve son olarak babasını kaybetmiş bir kız, çocuk bakıcılığı yapmak için Akranes'e geliyor. Ancak kız, yangının çıktığı gece gizemli biçimde ortadan kayboluyor.

Elma ve ekibin peşinden gideceği sorular da ortaya çıkmaya başlıyor. 

Katil kim ve cinayetlerin nedeni nedir sorularını okur olarak çözmeye çalışırken, yazar bize Elma'da ve ekipte olan tüm bilgileri sunduğu için, adım adım çözüme ulaşmakta ne ekip yalnız kalıyor ne de okur. Bu nedenle, katili ve nedeni bulmak için Agatha Christie'nin Poirot karakterinin (dünyanın en iyi polisiye yazarı ve dünyanın en iyi dedektifi) her zaman dediği gibi, insan psikolojisini tanımak yetiyor. Yetiyor derken, uluorta ilan edilmiş bir katil ya da ipuçlarının göze sokulma durumu yok, ama dikkatli okurken katili bulma zevkinden de yoksun kalınmıyor. 

Tavsiye edeceğim bir roman ve yazarla tanışmayan varsa tanışsın artık....

24 Temmuz 2021 Cumartesi

Eva Björg Ægisdóttir "Girls Who Lie"

Kareler ve Sayfalar soğuk diyar polisiyesi (özel) turu, İzlanda'dan yeni bir yazar ve seriyle sizleri yani blog'u okuyan kimse olmadığı için kendi kendisini selamlıyor. Selam. 

Eva Björg Ægisdóttir'in şu ana kadar iki kitaptan oluşan Forbidden Iceland serisinde The Creak on Stairs ve Girls Who Lie adlı iki kitap var. İlk yayınlandıkları tarihi kontrol etmedim ama yakın zamanda, mesela 2015'ten sonrasında kendi dillerinde ilk kez okuyucularla buluşmuşlardır tahminen. Öyle düşünüyorum; öyle düşünüyorum diye öyle olacak değil, kesin ve net bilgi isteyenler için kullandıkları arama motorlarına yönelmeleri iyi bir çözüm olacaktır.

Akıl vermem ve seriden kısaca bahsetmem bitti. Şimdi neden ilk önce birinci kitap olan The Creak on Stairs yerine Girls Who Lie adlı ikinci kitabı okuyarak seriye giriş yaptım, buna bir açıklama getireyim. Bende o vardı. Ancak diğeri de sanırım varmış ve ben gözden kaçırdım; çünkü yazarı uzun zamandır merak ediyordum ve ilk kitabı çok kez aradığımı hatırlıyorum ama olan oldu. Şimdi ikinci kitabın ardından ilk kitabı da okuyacağım için sorun yok. 

Romanın ve serinin baş kahramanı Elma adlı kadın polis/dedektif. Diğer dedektif de Saevar adlı bir bey. Ancak ekip elbette ikisinden oluşmuyor; küçük bir ekip olsa da hiçbir karakter gereksiz klişelere boğulmadan, kenara köşeye de atılmadan, gerçekten kurgu içinde bir işe yaramak dışında hikayeye dahil olmuyor. Ne kalabalık var ne boşluk. Öyle güzel bir kurgu, tam bir soğuk diyar polisiyesinin, özellikle İzlanda'daki polisiyelerin övülesi bir örneği. İzlanda polisiyelerinde mesela İsveç polisiyelerinde olmayan bir şey var; bunu adanın ve yalıtılmışlığın, doğanın insan karşısında hala egemen yanının İzlanda'da daha çok hissedilmesine bağlıyorum. Elbette bunlar benim çıkarımlarım. Doğanın ihtişamlı, ürkütücü ve güçlü kaldığı, insanların yaşamlarına doğayla cebelleşmenin verdiği "azıtmama" halinin yaşam tarzında genel bir unsur olarak bulunduğu, yalnızlık ve soğuğun yazarlara ve kelimelerine kesinlikle sindiği bir tarz oluşturuyor İzlanda polisiyeleri - bence. İsveç örneğinden devam ederek kapayım; İzlanda karşısında İsveç polisiyeleri her ne kadar Amerikan işi polisiyelere kıyasla ya da bizim yaşamımıza kıyasla daha durağan ve mesafeli görünse de, kesinlikle karanlık, kötücül, kaotik bir yana sahip. İşte İzlandalı yazarların polisiye romanlarına dair kafamda oluşan bu imaja, Girls Who Die da dahil oldu.

Blog'a bir önce eklediğim ve neredeyse polisiye türü için bir zaman kaybı olan (bir önceki blog yazısını merak edenler, buyursun okusun) romandan sonra Girls Who Lie'ı ne kadar beğendiğimi anlatamam. Küçük bir şehirde, Akranes'te geçiyor olaylar. Bir önceki romanda Akranes'e döndüğü ilk dönem var sanırım Elma'nın. Başından geçen üzücü bir olay sonrasında doğup büyüdüğü yere geliyor Elma. Burada sakin, sessiz bir şekilde genelde ufak tefek hırsızlık ve trafik kazaları olacağını umuyor ancak öyle olmadığı belli - on beş yaşında, babasına dair bir bilgi olmayan Hekla adlı bir kızı olan, biraz sorunlu bir hayatı olan Marianna adlı kadın kaybolduktan yedi ay sonra cesedi, uzakta bir bölgede, bu volkanik bir arazide, terk edilmiş halde, bir mağarada tesadüfen bulunuyor. Kaybolduğu gün kızına özür dilediğini belirten bir not yazdığı ve hem kızıyla hem de kendisiyle sorunlu bir hayatı olduğu için intihar ettiği sanılıyor, kayıp vakası olarak düşünülüyor ve araştırma buna göre yapılıyor. E, işin cinayet olduğu ortaya çıkınca her şey baştan, yeniden başlıyor ve artık bir katil aranıyor. 

Bu arada, on beş yıl öncesinden başlayan bir hikaye de geri-dönüşler olarak ayrı bölümler olarak karşımıza çıkıyor. Yalnız bir anne, artık hayatta olmayan bir adamdan olan, istemeyerek doğurduğu çocuğu ile genç yaşında bir hayat kurmaya çalışıyor. Ne annenin, ne de çocuğun adını biliyoruz. Yaşıtlarından farklı olan bir çocuk ve annesinin onunla olan zorlu ilişkisini okuyoruz.

Öte yandan, soruşturma devam ediyor. 

Devamı romanda. 

Dediğim gibi, blog'da bir önceki yazıda o bahsettiğim roman ne kadar kötü bir polisiye örneği ve soruşturma nedir, nasıl yapılır bilmiyorsa, Girls Who Lie da uzman bir dedektifin yazdığı bir kurgu elbette değil ancak o kadar "bilinçli" yazılmış ki, yazarın bilmediği işe hiç girişmeden, elindeki bilgiyle polisiye kurgulamaktaki ustalığı olmuş. CSI tarzı kurgulardan hoşlanmam, zaten o yüzden soğuk diyar polisiyesinin peşindeyim ve bağımlısıyım. Yazar kesinlikle gereksiz hiçbir hikaye, detay yaratmamış. Dertli karakterlerin hiçbirinin hikayeye yedirilmeyecek ve bağlanmamış olan hiçbir derdini, efkarını öğrenmiyoruz. Karakterler üzerinde laf salatası olsun diye giydirilmiş fazladan hiçbir hikaye yok, klişeler elbette var ancak bunları şöyle okuyoruz; gündelik hayat zaten böyle. 

Umarım bu yazar ve bu seri dikkat çeker ve Türkçe'ye de çevrilir. İlk kitabı okumaya da bugün başlayacak biri olarak bu da hiçbir okuru olmayan, soğuk diyar polisiyesine adanmış bu blog'un ülkemiz yayınevlerine çağrısıdır. Ne kadar ciddi yazdım.