Gotik Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gotik Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2025 Cuma

Lucy Rose "The Lamb"

Son zamanlarda, hatta neredeyse bir yıldır hemen her yerde karşıma çıkan kitaplardan biriydi The Lamb. Sonunda okudum; yamyamlığın bir metafor olarak kullanıldığı garip kurgu, korku ve gotik roman tarzlarıyla temas eden bir roman.

Hansel ve Gretel'i bilirsiniz; işte o evi düşünün, dışındaki tatlıları ve şekerlemeleri çıkarıp, orman içinde kendi halinde köhne bir eve dönüşmüş gibi düşünün. On iki yaşındaki Margot ve annesi Ruth bu evde yaşıyor ve insan yiyorlar. Nasıl mı? Zaman zaman yola kurdukları tuzaklarla arabalarına zarar verdikleri insanları yardım istemek için evlerine yönlendiren sinsi planlarla, zaman zaman da turistlerin ormanda kaybolup kapılarını çalmasıyla. Ama her durumda, eve girenleri yiyorlar. Fazlasıyla rahatsız edici bir hikaye gibi, değil mi?

Daha da rahatsız edici kısmı, romanın korku türüyle temasından ziyade anlatıcı karakter Margot'un çevresindeki sevgisizlik ve yalıtılmışlık içinde sıkışıp kaldığı yalnızlığın sindiği sayfalar. Anne ve kız arasındaki ilişki, iç sıkan cinsten. Sevgizilikle sarmalanmış, daimi bir sevgi açlığının ele geçirdiği yamyam bir annenin, başlarına gelecek bir ifşadan kendilerini korumak amacıyla hayatını kapana sıkıştırdığı kızıyla olan ilişkisi. Ve tüm bu gerilimin içine, aileye sonradan katılan ve yenmeyen yeni bir karakter olarak bir başka yamyam, Eden.

Hastalıklı aile içi ilişkiler ve yalnızlığın ele geçirdiği The Lamb'ın hikayesinde, yamyamlığa yazarın verdiği bağımlılık, sağlıksız bir ilişkinin faturası olarak Margot'un ödemek zorunda kaldığı bir bedele dönüşüyor. Anneliğe dair genel geçer kabulleri yerinden eden bir roman. Keza yamyamlığa da. Bunu da böyle çok rahat yazıyormuşum gibi olmasın, özellikle finale doğru artan gerilim okurken rahatsız etti. Bunu yazarın başarısı olarak görüyorum. Bir çocuğun, Margot'un büyüme, hatta büyüyememe hikayesini okurken yaklaşan sonun yırtıcılığının üzerinde daha güçlü biçimde yükselen yalnızlık, romanı muazzam bir kasvete gömmüş.

Moraliniz bozukken okumayın. Yalnızlık ve sevgisizlik üzerine bir roman, yazar da bu temaları işlerken bir çocuğun yalın ve içten ifadeleriyle hikayeyi anlatabilme kabiliyetini sergilediği için, içinize işlemeden, romandan etkilenmeden okuma ihtimaliniz pek yok. 

Uyarmadı demeyin.

Ama okuyun da.

29 Kasım 2020 Pazar

Kareler ve Sayfalar ile Gotik Edebiyat Klasikleri

Başlık yaratıcılıktan uzak oldu ama amaç şu; gotik edebiyatın klasiklerini beraber okuyalım, okumuş olanlar eksikleri varsa bu vesileyle okusun, tanışmamış olanlar varsa bu vesileyle bu türün klasikleri ile tanışsın, tekrar okumak isteyenler için fırsat olsun. Her ay bir (ya da iki) kitap; ne okumak isteyeni yorar, ne beğenmeyenin üzerinde yük olur.

Bir sıralama yapmak belki haksızlık olacak. Goodreads'teki bu listeyi rehber alarak ilerliyorum ancak sıralamayı kendi sevdiklerimi biraz kayırarak yaptım.

Aralık 2020 ile başlayalım, 24 kitaplık bir liste olsun. Kitaplardan bazılarının sayfa sayısı çok az, bazılarının 400 civarı. Böyle olduğunda bir kitap mı ayda iki kitap mı karar sizin. Bakalım ilk paragraftaki amaçları gerçekleştirebilir mi bu girişim; blog'un instagram adresinden de her kitabı ayrıca gönderi olarak paylaşıp, hatırlatırım (instagram: karelervesayfalar).

  1. Charlotte Bronte "Uğultulu Tepeler" (Rüzgarlı Bayır adıyla da çevrildi)
  2. Wilkie Collins "Beyazlı Kadın"
  3. Mary Wollstonecraft Shelly "Frankenstein"
  4. Bram Stoker "Drakula"
  5. Charlotte Bronte "Jane Eyre"
  6. Oscar Wilde "Dorian Grey'in Portresi"
  7. Horace Walpole "Otranto Şatosu"
  8. Robert Louis Stevenson "Mr. Jekyll ve Mr. Hyde"
  9. Ann Radcliffe "Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi"
  10. Daphne du Mauer "Rebecca"
  11. Jane Austen "Northanger Abbey"
  12. Ann Radcliffe "Udolf Hisarı"
  13. Henry James "Yürek Burgusu"
  14. J. Sheridan Le Fanu "Carmilla"
  15. Gaston Leroux "Operadaki Hayalet"
  16. Shirley Jackson "Biz Hep Şatoda Yaşadık"
  17. Ann Radcliffe "İtalyan"
  18. E.T.A. Hoffmann "Şeytanın İksirleri"
  19. William Beckford "Vathek"
  20. Victor Hugo "Notre Dame'ın Kamburu"
  21. Matthew Gregory Lewis "The Monk" (Türkçe nasıl çevrildi unuttum, kötüydü galiba çeviri)
  22. Charles Robert Maturin "Melmoth the Wanderer"
  23. Susan Hill "Siyahlı Kadın"
  24. Washington Irving "Hayalet Süvari"
Blog'da listedeki kitaplardan bazılarının yazısı var, bazılarını (5-6 tanesini) ise ben de okumadım. Bu liste ve bu kimsesiz kalmaya muhtaç etkinlik ile en azından kendim okuyacağım. 

11 Aralık 2018 Salı

Ann Radcliffe "Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi"

Yüzyıllar sonra blog'a yazı ekliyorum ve hakkında yazdığım ilk yazı, bu sürecin sonunda, 1700'lerden. Ben de en son 1700'lerin sonunda blog'u güncelledim, bilmem fark eden oldu mu? Gelir gelmez dışlanmış ve sevilmeyen bir blog olduğumu da hatırlatmayı ihmal etmedim. Yabancılık çekmeyin okurken..... okuyan varsa.... belki.... umarım.... 

1764 doğumlu yazar Ann Radcliffe'in Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi adlı romanı, gotik roman türüne dahil edilen bir roman. Yazıldığı dönemdeki türünün diğer örnekleriyle birçok ortak noktasını bulabileceğiniz olay akışına sahip; buna olumsuz bir anlam yüklemeyin. Burada çıtayı bir yere çekmiş ve ona göre bir değerlendirme yapıyor değilim hatta şu an yorgunluktan ölüyorum ve birkaç hafta önce okumuş olduğum bu kitabın yazısını inatla yazmaya çalışıyorum. O yüzden özür dilerim. Zaten sevmeyerek okuyorsunuz beni. Konu yine dağıldı.

Sicilya'da bir Aşk Hikayesi'nde, beklenen kaos ve gerilim ne zaman yaşanacak diye düşünürken sayfalar hızla geçiyor; zaten ortada bir müphemlik var. Bunun üzerine üst üste binmeye başlayan diğer unsurlar; büyük ve karanlık bir şatonun gizemi; aydınlatılamayan bu gizemin üzerine yaşanan bir dram; bunlara eklenen bir macera. Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi, geçmişin gölgesinin sindiği bir gotik roman olarak, ki birazdan birkaç benzerini de anacağım üzere, aklınıza gelecek o ilk gotik romanların çoğundaki korkunun hakimiyetinden daha baskın biçimde bir kaçışın gerilimini yaşatıyor. Bu yüzden, okurken kafamda üçe bölündü akış.

Karakterlere de kısaca değineyim; isimlerine değil, zaten olayı da anlatmıyorum. Yazıyı yazma sebebim ben beğendiğim kitabı, siz de okumadıysanız okuyun demek zaten. Karakterler diyordum; her bir karakteri çok beğendim. Kibrin ölümcüllüğü, yeri geldiğinde bir toprak sahibi üzerinden yeri geldiğinde ölümcül dereceye varmasa da bir din adamı üzerinden, bazen hırslarına yenik düşen bir kadın üzerinden yansıtılmış. Öte yandan kadın karakterlerde asla boyun eğmeci ve kaderci bir tutum yoktu bence; inancın pasifleştirici bir etkisinin yapıştırıldığı karakterler olur ya; burada Radcliffe hanımefendi aksini koymuş; kadın karakterler çok güçlü. Asla pes etmeyen, yılmayan ve gözü kara kadınlar. Dönemi düşünürseniz; yazıldığı dönem ve kurgu içinde karakterleri içine atmaktan sakınmadığı durumlar, kendisi hakkında da bir fikir veriyordur belki. Ağırlıklı olarak da bir dayanışma hali kadınlar arasında, kadınların yardımlaşmasına da değinelim. Romanda, bir bölümde din kurumu - toprak sahipliği üzerinden yansıtılan otorite çekişmesi/şovu, iki tarafın da meselesinin nasıl sadece kendi otorite konumları üzerinden bir mücadeleye giriştiğini, buna karşılık, bahsettiğim bölümde asıl sorun olan karakterin mevcut durumunun akıbetinin nasıl geri plana itildiğini gösteriyordu. Vurgulamak istedim. Elbette kadınlar iyidir erkekler kötüdür değil, kardeşlik bağı, dostluk bağı gibi anlamlarla yazar kadın ve erkek arasındaki saygı ve sevginin bu kurumlar savaşının yanında nasıl bir dayanışmayı ortaya çıkardığı çok kez örnekliyor. 

Evet.

Wilkie Collins'in Woman In White'ı, elbette en sevdiğim romanlardan biri olan Emily Brönte'nin Wuthering Heights'ı, Horace Walpole'dan The Castle Of Otranto (buna lisedeyken şarkı yapmıştım, şarkının adını kitaptan çaldığım yetmiyormuş gibi şarkının bir bölümünü de Impaled Nazarene'den çalmıştım. Şarkı gotik değil, leş iğrenç mağara dönemi black metaliydi. Çocuklarınızı sevdiklerinizi black metaldan koruyun) okurken ilk aklıma gelenlerdi. 

Bu romanları seviyorsanız, bu romanı da seversiniz. Her şey her zaman iyi gitmez ama her şey her zaman da kötü gitmez.