Kahve Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kahve Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2015 Pazar

Wytske Versteeg "Boy"

Kuzey Avrupa'nın karanlığı ve soğukluğu, ekvatora yaklaştıkça daha da artan o "dışa vurma" halleri bir başka. Sayfalara sinen soğuğu derecelerle değil de aktarılan duyguyla ölçüyoruz; sıfırın üzerine pek ender olarak çıkıyor. Duyguları keskin sınırlara gömülü gibi, bizim gibi aşırı mimikten erken yaşta yüzde kırışıklıkları çıkmıyormuş gibi.

Gibi de gibi. Kuzeyin müziğine de edebiyatına da bayılıyorum. Yok, sadece black metaline değil, size donmuş bir gölü ya da çığın düşüşünü izlerken huzuru hissettirebilecek klasik müzik bestecilerine de. Ketil Björnstad gibi yazar - müzisyenleri aracılığıyla bize ulaşan o benzersiz, kendilerine has hallerine de.

Boy, Wytske Versteeg'in ülkesinde çok ses getirdiği kitap kapağına da yansıtılan romanı. Kesinlikle bir dram.

Evlat edindikleri evlatlarının ölümü ardından, intihar olduğu sonucuna varılan bir ölümün gizemini çözmeye, çocuğuna ulaşmaya çalışan bir annenin hikayesi. Aile içinde,  vefatın ardından oluşan uçurumların yanı sıra Boy'un annesi olan ve hikayenin anlatıcısı olan karakter üzerinden bir ailenin, bir annenin, bir çocuğun, bir toplumun, bir öğretmenin, bir babanın hikayesine tanık oluyoruz.

Çocuğunun hayatının son gününde neler yaşadığını bulmak için, on dört yaşında bir çocuğu intihara götürenin ne olduğunu anlamak için çocuğunun hayatının bilmediği detaylarını araştırmaya başlayan karakterin yolu, Bulgaristan'a kadar uzanıyor. Gerçeği keşfetme yolculuğu ise elbette baştan sona geçmişe geri dönüşler, sorgulamalar, pişmanlıklar, şimdiki zamanda ise acı, yas ve merakla doluyor. Yitirdiği çocuğuna ilk kez bakarmış gibi, onu yeniden tanımaya başlıyor. Meğer tanıdığı, tanımadığı bir çocuğuymuş kaybettiği... Aydınlatmaya çalıştığı o olayın çözümüne giden her adımda, aynı zamanda kendisinden de bir şeyler çözülüp, ortaya dökülüyor. Uzak, mesafeli duran karakterin de kendi geçmişiyle okuru buluşturması, annenin ve oğlunun dramını ayrı ayrı yansıtıyor; tek bir kederle sunuyor.

Kesinlikle suratınızda mimik bile oluşmadan, safi bir soğuk kederin içinde olacağınızı düşünüyorum okurken. Anlatıcının, yani evladını kaybeden annenin aynı zamanda bir dönem psikiyatr olarak çalışmasının da önemli bir detay. Dinleyen, onaylayan, geçiştiren, içten içe çözüm sunmadığını iddia eden, hastalarından birini kaybeden, uzaktan bakan.... Parçası olmayan. Karakterin kitap boyunca devam eden kapalı kutu olma haline de uyuyor bu; kendisi hayata aşırı mesafeli. Kaybın ardından kocasıyla arasındaki mesafenin derinleşmesi, hastalarına karşı olan, itiraf ettiği o soğuk ve ilgisiz tavrı, çocuğuyla olan ilişkisinde yer yer bahsettiği iletişim güçlükleri. Buna rağmen boşvermişlik halinden ziyade, elbette bir ölümün gizemini araştıran karakter acı içinde. Soğuk ve kapalı halinin ardından elini yumruk yapıp, hıçkırıklarını, ağlamasını bastırmak için ağzına götüren bir kadın var karşımızda.

Boy, bir çocuğun kendini bulma, kendisi olma çabasını, kapana kısılmışlığını ve üzerinden atamadığı vicdan azabının ardından sonu gelen hayatının; ardında bıraktıkları üzerine düşen kederinin ve gizeminin hikayesi. Kapalı ve kasvetli bir hava gibi, ancak okura sürükleyici bir hikaye sunuyor.  

11 Haziran 2014 Çarşamba

Nicholas Best "Dünyayı Sarsan Beş Gün"

Uzun zaman önce edindiğim, Nicholas Best'in "Dünyayı Sarsan Beş Gün" adlı kitabı hakkında babamla bir röportaj yaptım. Neden mi? Çünkü İkinci Dünya Savaşı, babam ve benim ortak noktalarımdan biri. Sadece saçlarımı ya da uzun boyumu babamdan almadım; bir de tarihin bu dönemine dair sahip olduğum merak babamdan geçti bana sanırım. Ne zaman İkinci Dünya Savaşı hakkında bir kitap okusam, hoop bir süre sonra o kitabı babam da okur ve beraber konudan konuya atlayarak bu tarihi gerçek üzerine konuşuruz.

Geçelim röportajımıza; iyi okumalar!


Kitabı okumaya seni iten ne oldu?
Tarih ilgimi çekiyor. İkinci Dünya Savaşı'ndaki vahşet hep aklımı kurcalamıştır. Savaş sırasında halklara yapılan işkenceler - çocuklara yapılanlar beni çok rahatsız ediyor.  Kitabı merak ettim çünkü film seçimlerim de bu yöndedir; İkinci Dünya Savaşı üzerine yapılan filmleri takip ediyorum, izliyorum. Özetle, İkinci Dünya Savaşı genel olarak ilgimi çekiyor.

Kitabın anlatımı nasıldı?
Akıcı bir anlatımı vardı. Bugünün dünyasında yaşanabilecek ve yaşanmakta olan olayları da hatırlatması bakımından önemliydi. Irak, Suriye ve Bosna'da yaşanan vahşet sık sık aklıma geldi. İkinci Dünya Savaşı'nda yapılan soykırıma uğrayanların, katledilenlerin başta Bosna olmak üzere Afganistan, Irak'ta yaşanan soykırımı sessiz kalmalarını anımsattı bana.

Yazarın Mussolini ve Hitler'i sunuş biçimi nasıldı?
Hitler ve Mussolini'nin özel hayatlarına pek detaylı girmiyor. Tarafsız bir anlatımı var. Ders çıkarmaya yönelik bir anlatımla sunuyor okuyucuya. Fakat, geçmişteki örgütlenmeleri ve taraftarlarına detaylı olarak değiniyor. Hitler'in gençlik örgütlenmesinin ne kadar zalim ve güçlü olduğu hakkında dikkat çekici ayrıntılar var. Gençlik ve parti örgütlenmesinin kraldan çok kralcı, Hitler'den daha korkunç ve sapkın düşüncelere sahip oluşlarına değiniyor. Hitler'in faşist ruhunun Almanya'nın iliklerine kadar işlemiş olduğunu gözler önüne seriyor. Bu sapkın ideolojinin son ana kadar sonsuz bir biçimde fanatiklerinin olmasına hala şaşıyorum.

Kitap tarihten hangi ilginç ayrıntıları barındıyor?
Çoğu şey zaten bildiklerimiz. Daha önce okuduğum kitaplarda da yer alan tarihi gerçeklerle burada da karşılaştım. Ancak tarafsız bakışı ve akıcı anlatımı sayesinde kitabın tamamını zevkle okudum. Konuyla ilgilenenler için verimli bir kaynak olduğunu düşünüyorum.

Kitapta seni etkileyen en çok ne oldu?
Kitabı okuyunca, tüm bu olan bitenin saf gerçek oluşuna kadar tekrar tekrar inanamadım. Böyle bir vahşetin yaşanmış olmasına ve bu zihniyete hala hayran olabilen insanların olmasını aklım, mantığım ve dünya görüşüm kabul edemiyor. Bu rezil, vahşi katliama nasıl izin verildi?
Alman faşizminin adım adım yükselmesinde ve gelişmesinde, o zamanın süper güçlerinin bu katliama göz yumarak destek vermelerini, çıkarlarına hizmet etmek amacıyla uzaktan izlemekle yetindiklerini düşünüyorum.

Teşekkürler baba. Son olarak neler eklemek istersin?
Kimse böylesine bir vahşetin gelişeceğini tahmin edemedi ve kontrolden çıkan bu ideolojinin beklenmedik karşısında tüm dünya olarak şaşırdı.

ABD ve batı emperyalizminin, Hitler faşizmini yıkmak için Kızıl dedikleri Sovyet Rusya'yı Avrupa'nın içlerine girmesine, bir nevi Avrupa'yı işgal etmesine nasıl onay verdi, bu hala kafamı kurcalayan bir soru.