Ludwig Feuerbach etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ludwig Feuerbach etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2017 Perşembe

Alasdair MacIntyre "Marxism And Christianity"

Bir süredir yazısını yazmak için beklettiğim bu kitaptan da kısaca bahsedeyim, zaten kitap da çok kısa. Ve genelde son zamanlarda blog'da bahsettiğim ya da blog'da daha önce bahsettiğim birçok kitap kapsamında irdelenen mevzularla da ilişkili bir derdi var kitabın. 

Alasdair MacIntyre'ın ortaya sürdüğü şu; Marksizm ve Hristiyanlık birçok ortak noktaya sahiptir (ilk bölümün başında Oswald Spengler'den şöyle bir alıntı var; "Christianity is the grandmother of Bolshevism", yani ortaya sürmekten ötesinden bahsediyor aslında yazar kitapta) ve bu ortak noktaların oluşumunda Marksizm'in reddettiği noktalarının üzerinde kendisini inşa etmesinde payı olan Hegel ve Feuerbach'ın da büyük etkisi vardır. Ki burada Feuerbach'ı andığımız için özellikle din konusunda, daha ziyade Hristiyanlık konusunda vurgulanacak çok şey oluyor. Fakat metnin safi bir dini metnin Marksizm ile kıyaslamasından fazla olduğunu da düşünürsek yazarın incelediği hususlar aslında Hegel, Feuerbach, Marx ve Hristiyanlık'taki birey, toplum, kurtuluş, idealize edilen ve inşasının planı yapılan toplumun her bir isim ve dini metindeki ele alınış biçimi. 

McIntyre sürekli olarak Hegel ve Feuerbach'ı anlamadan Marx'ı anlamanın mümkün olmadığını belirtiyor. Zira bunun da Hristiyanlığın seküler bir versiyonu olarak Marksizme bağlanacağını ifade ediyor; bu ortak noktaların nerelerde kurulduğunu ve Marx'ın öncüllerinden neleri aldığını ya da aksini iddia ederek kendisini oluşturduğunun ancak böyle anlaşılabileceğini vurguluyor. Zaten kitaptaki bölümlerden birinin başına bir Engels alıntısı koymuş yazar, alıntı şöyle; "We are all Feuerbachians." Sanırım ısrarlı vurgunun derecesini ve teorideki öneminin altını daha net ifade edemezdi. 

Hegel ve Hristiyanlığın kabullerinin kesişimlerine değinmiş yazar. Mesela kişinin kendi bilincinde olması üzerine Hegel ve St. Paul kıyaslamasına gitmiş; sonunda vardığı nokta ise Hristiyanlıkta karşımıza İsa üzerinden çıkanlar oluyor. 

Hegel'in dünya görüşündeki özgürlük tanımını ele almış yazar; doğanın ve evrenin kanunlarının bilincinde olan insanın özgür insandır; böylece doğa artık insana hükmedemez. Burada önce "bilincinde olma" kısmında vurgu oluyor haliyle. Buradan mutlak idealizm eleştirisini geçmek isterseniz siz devam edin ben kısaca toparlayıp yazıyı sonlandırmaya yönelmek istiyorum. Yani Hegel'de gerçekliği değiştirmek için öncelikli olarak bireyin düşüncelerini değiştirmek zorunda olduğunu yazar da belirtmiş. Burada aklınıza kölenin köleliğini sonlandırmak için ilk olarak köle olduğuna karşı çıkışı zihninde yapmaya başlaması gelebilir ve tüm bu karşı çıkışın ardından köle olarak kalmaya devam edecek olduğu gerçeği ya da köle olarak kalmaya devam etmeyebileceği gerçeği aklınıza gelebilir. Bu tartışma tartışılsın.

Feuerbach'daki düşünceye de değinen yazar, Feuerbach'ın düşünceyi sosyal ve materyalist yönüyle de ele alıyor oluşuna değiniyor. Yani düşüncenin öznesi ve nesnesinin konumlandırılışını burada düşünmek önemli. Feuerbach ve Hegel'in nerede ayrıldığını düşünmek isterseniz diye dedim. Burada eylemi gerçekleştirenin ait olduğu sosyal bir dünya ve maddi bir yönü vurgulayarak Feuerbach aynı zamanda düşüncenin bağımsızlığının da olmadığını vurgulamış oluyor. Yani özgürlük konusunu bir de böyle düşünün derim şimdi. İdealizmden bir kopuşu temsil ediyor bir yandan da zira. 

Kitaba dair neyi anlatacağımı unuttum yalnız. Feuerbach ve Hegel'den bahsetmek için yazmaya gelmişim gibi oldu. 

Sonrasında Marx'ın felsefesinin bu iki isimden hareketle nasıl bir evrim izlediğini ve zamanla pratiğe doğru nasıl geliştiğini anlatıyor yazar. Sonrası ise Marksizm'e aşina olanlar için uzak olmayan bir içerik; teorinin genel hatlarına dair neredeyse ezbere bildiğimiz şeylerin bir özetini yapıyor yazar ancak bunu elbette belli bir konunun sınırları çerçevesinde yapıyor ve son olarak inanç ve teori üzerine kısa bir bölümle kitabı bitiriyor.

İyi toparladım.

16 Ağustos 2016 Salı

Friedrich Engels "Ludwig Feuerbach Ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu"

Hakkında bir şey yazmayı düşünmediğim bir eser ancak yöntem konusunda Hegel - Feuerbach - Marx arasındaki bağlantıyı kurmak için yardımcı olacak bir kaynak. Bunun gibi birkaç kitap hakkında daha yazı eklemeyi düşünüyorum. Hatta kitap yazılarının haricinde arada bir başka yazılar da paylaşma planım var.

Çok bir şey yazmayacağım ama yanlış - eksik gördüğünüz bir nokta olursa yorum olarak yazabilirsiniz. Bu yazı aslında kitaba dair bir yazı da olmayacak, kitabın içeriğini de içeren "bir adet yazı" olarak da görebilirsiniz =)

Diyalektik materyalizm, pat diye aklına gelivermiş bir yöntem değil. Engels bu yazısında klasik Alman felsefesi ve Hegel üzerinden başlayan, Feuerbach'ın Hegel'in düşüncelerinin yıkımından ibaret olan ve sonunda yıkılmış ancak üzerine yeni bir şey inşa edilmemiş Hegel'in yönteminin Marx tarafından nasıl ters çevrilerek yeni bir yöntem oluşturulduğunu anlatıyor.

Marx'ın sosyolojisi ile tanışmaya Hegel'in idealizmiyle başlamanın gerekliliği, Engels'in bu metninde de mevcut. Marx'ın idealizme kesinlikle karşı oluşunun sanırım en güçlü nedeni Hegel'in nesnel dünyanın - haliyle - ampirik verilerini tamamen yok sayıyor oluşu. Bu sebeple de, pratik/nesnel dünyaya ait gerçekliğin ve sorunların inkarına yol açacak bu idealizm Marx'ın ancak karşı çıkacağı bir nokta. Gerçek olan her şeyin zihinsel olduğuna dayanan Hegel felsefesinde toplumun da insan zihninin bir yansıması olarak var olduğu ve bu sebeple nesnel koşullardan - fiziksel/pratik koşullardan kopuk olduğu, bir düşünce olarak ele alınıyor oluşuna Marx'ın getirdiği eleştiri ise bu kabulün tutucu bir bakış açısı olduğu. Ancak Hegel'in felfesini tamamen inkar etmek ya da yok saymak değildir bu. Çünkü Hegel'in felsefesi devrimci bir yön de içerir. Bu devrimci unsur, insan icadı olan her şeyin yıkıma ve inkara mahkum oluşu olarak karşımıza çıkar. Mevcut olanın sorgusuz kabulüne bir karşı çıkış ve bu sebeple gelen yıkımı da içeren bir düşüncedir. Bu yüzden de, yıkımın mecburi oluşu kabulünden varılabilecek nokta ise insan tarihindeki tüm evrelerin zorunlu oluşudur.

Çalışmaları din üzerine yoğunlaşmış bir düşünür olarak Feuerbach ise ağırlıklı olarak Hegel felsefesindeki din ile ilgili. Ancak nesnel dünyaya dayanan verileri dışlamayan bir yönteme sahip. Tarihin itici gücü olarak, Hegel'in idealizmiyle kesinlikle çelişen bir noktaya işaret eder Feuerbach; düşünce, tarihe yol gösteren yegane unsur olarak kabul edilemez, edilmemelidir. Burada Hegel'den kesin bir kopuşu görmek de mümkündür çünkü Feuerbach'ın bu reddi, materyalist olduğunu gösterir. 

Feuerbach, Hegel'in idealizmindeki "fikrin", zihinsel olanın ve gerçek olanın tek adresi olarak ele alınan "fikrin" yerine doğayı koyarak Hegel üzerinden, Hegel'in idealizmini yıkar. Felsefenin nesnel dünya ile arasındaki mesafe yerine de felsefe ve nesnel dünyayı bağımsız olarak ele alarak insan ve doğaya yönelişini vurgular.

Feuerbach'ın Hegel'de yarattığı yıkım ardından Marx, Hegel'in yönteminden beslenerek, Feuerbach'ın tamamlamadığı süreci tamamlıyor ve Hegel'in felsefesini "ayakları üzerine oturtuyor". Marx'a göre Hegel'in yöntemi "ters" durmaktadır; soyuttan somuta çekerek çatışmanın itici güç olduğu fikrini barındıran yöntemine Marx'ın ulaşması, Hegel'in yönteminin üzerinden ilerliyor. Zira Hegel'in yöntemi Marx için bir araç haline geliyor. Kendi yöntemini oluşturabilmesi için bir araç. Marx'ın bu süreçte ulaştığı nokta ise çatışmanın sürekli olduğu ve tarihin itici gücü olduğudur.

Bu da böyle bir yazı oldu =)