Sandman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sandman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2014 Salı

Sandman "Sisler Mevsimi"

Hazır yeniden okuyabiliyorken, Sandman'in de tadını çıkarayım dedim, uzun bir aradan sonar seriye devam ettim. Eve yapışıp kaldığım ve çoğunlukla neden uyandığımı bilmediğim bu günlerde sıkan gerçekliğin uzaklarına beni fırlatabilecek hikayeler okumak çok zevkli. Başka türlü belki gerçekten uyanmak istemeyebilirim. Bilemiyorum.

Yakınma ve karanlığa gömülme satırlarımız bu kadardı.

Kitaba geçelim.

Neil Gaiman'ın baş roldeki yaratıcı sıfatıyla yazdığı Sandman serisinin 4. kitabı olan Sisler Mevsimi, diğer kitaplardan hatırlayacağınız üzere, Morpheus'un cehenneme hapsederek cezalandırdığı eski sevgilisi Nada'yı kurtarma girişimi doğrultusunda cehenneme gitmeye karar vermesiyle başlıyor.

Ancak şöyle bir durum var ki, oldukça garip geldi bana ve çok hoşuma gitti; Lucifer artık cehennem ile uğraşmak istemiyor ve cehennemdeki herkesi "göndererek" orayı boşaltıyor.

Devamını anlatmayım, sanırım şimdiden iki bölümünü anlattım bile. Okuma zevkinizden satırlar çalmak istemiyorum.

Bölüm aralarından birinde yer alan, yatılı okulda tatilini geçirmek zorunda kalan bir çocuğun başına gelen acıklı hikaye ise, bir mola gibi kitabın içinde yer alıyor, eklemek istedim.

Okuyun, okutun.

5 Aralık 2013 Perşembe

Neil Gaiman "Sandman - Düş Ülkesi"

Sandman serisinin üçüncü kitabı olan Düş Ülkesi, sanırım şu ana kadar seride okuduğum ve en çok beğendiğim kitap oldu. Diğer kitapların aksine Ebediler’i, özellikle Morpheus ve Ölüm’ü pek az gördüğümüz bu kitaptaki hikayelerin her biri de birbirinden hayli bağımsız.

Yazamayan bir yazarın, ilham perisini başka bir yazardan alması ve tutsak tutulan ilham perisinin özgürlüğüne kavuşma çabasının anlatıldığı ilk öykü “Calliope”, yazamayan yazar fikri ile beni bugünlerde içinde olduğum sıkıntıdan olsa gerek çok etkiledi. Yani yazamayan bir yazarın yazabilmek adına ruhunu şeytana satması (tabir) ya da bir ilham perisini tutsak etmesi gibi uç şeyleri ancak NEDEN YAZAMIYORUM LAN  diye düşünen bir yazardan iyi kim hissedebilir… Ama elbette bir periyi zorla küçük evimde hapsetmek gibi manyak emellerim yok. Elbet bir gün O SON BÖLÜM DE YAZILACAK. Değil mi?

İkinci bölüm “Bin Kedinin Düşü” ise kedi sahiplerinin hemen tanıyacağı bir hikaye bence. Kedilerin bakışlarından, tavırlarından “dünyanın efendisi olma” ideasını okumuşsanız, bu hikayede sizleri çekecek bir dolu detay var.

Üçüncü hikaye, The World Fantasy Award sahibi “Bir Yaz Gecesi Rüyası” Sheakspeare göndermeli ve Morpheus’un diğer kitaplardan –yanılmıyorsam- hatırladığım bir vaadinin karşılığını aldığı bölüm.

Son hikaye “Maske” ise bir cilt hastalığı yüzünden hayata küsen, ölemeyen ve yaşamaktan bıkan bir kadının acıklı hikayesi. Ebediler’den Morpheus hariç bir karakteri ilk ve son olarak bu hikayede görüyoruz kitapta; Ölüm.

Düş Ülkesi’nin sonunda Neil Gaiman’ın ayrıca yazdığı bir senaryo da bulunuyor, eklemekte fayda var.


Sırada serinin dördüncü kitabı “Sisler Mevsimi” var, artık işsiz güçsüz bir yazar olduğumu göre bir hafta içinde onu da rahatlıkla okuyup, yorumlarımı blog’da paylaşırım.

23 Kasım 2013 Cumartesi

Neil Gaiman "Sandman Bebek Evi"

Neil Gaiman’ın dillere destan Sandman serisinin ikinci kitabı Bebek Evi’ni geçen hafta sonu okudum, yazısını ancak yazabiliyorum.

Bu kitapta, hem Morpheus’ hem de The Endless ailesine mensup bireyleri biraz daha detaylı tanıyoruz; karakterlerin öne çıkan özellikleri burada kendini göstermeye başlıyor. Sanırım her geçen kitapla beraber ailenin diğer üyelerine daha da yakınlaşıyor olacağız.

Bebek Evi’nde Morpheus’un rüya alemine açılan bir girdaba sebep olan genç bir kız ve ailesinin etrafında dönen talihsiz olaylar, Morpheus yokken (ilk kitapta) kendisine ihanet eden yardımcılılarının kafalarına göre ilan ettiği “yeni düşlerin efendisi”ne karşı Morpheus’un savaşı kitaptaki hikayelerin genel içeriğini özetliyor sanırım.

Bu kitapla beraber işlenen detaylardan biri de Morpheus’un düşler alemindeki işleri kontrol edişi ve düşlere dair daha fazla detay.

Uzun uzun yazmak istemiyorum, nedense bana zor anlatılır gelmeye başladı Sandman. Zaten ilk yazıyı da hayli dağınık ve verimsiz yazmıştım, hatırlıyorum yani.


Sıra diğer kitaplarda, her ay iki, kitap okuyarak seriyi bitirmek gibi bir hedefim var. Bakalım ne kadar çabuk ve ne kadarını gerçekleştirebileceğim.

9 Kasım 2013 Cumartesi

Neil Gaiman "Sandman - Düş Müziği"

Sandman serisine ne zamandır başlamak istiyordum. Aslında Neil Gaiman’la tanışmadan önce de duyduğumu sandığım bir seriydi. Gördüğünüz gibi mükemmel bir hafıza ile sizlere kitap tanıtımı yapıyorum. Dünyanın en güvenilir ve en aklı başında blog’u seçimleri yapılacak olursa, hepinizin oyunun bana geleceğinden eminim.

Sandman’a dönelim. Serinin ilk kitabı olan Düş Müziği’nde efsane karakter Morpheus ile tanışıyoruz. Diğer kitaplarda yer alan ve Morpheus’un kardeşleri olan karakterler ise bu kitapta yok. Sadece en sonda Ölüm’ü görüyoruz; ki o da birkaç sayfa ile sınırlı kalıyor.

Neil Gaiman’ın yazdığı, Sam Kieth, Mike Dringenberg ve Malcom Jones III’nin çizdiği Sandman’ın birinci kitabı Düş Müziği’nin konusuna dönersek…

Bir tarikat lideri olan Burgess, Ölüm’ü çağırmak ve kontrol altına almak için giriştiği çaba sonunda yanlışlıkla Düşlerin Efendisi Morpheus’u çağırır ve onu hapseder. Girişimi yüzünden büyük bedeller ödeyecek olan yalnızca bu yanlışlığa sebep olan Burgess olmayacaktır.

70 yıl süren bir tutsaklığın ardından Morpheus serbest kalmayı başarır; bu süre içinde kendisinden alınan yalnızca özgürlüğü değildir; aynı zamanda Morpheus’un kendisine ait “şeyleri” de çalınmıştır.

Hikayenin büyük kısmı, kendisinden çalınanları yeniden elde etmek ve parçalanıp, darmadağın olan Düş Diyarı’nı yeniden toparlamak isteyen Morpheus’un başından geçenler üzerine kurulu. Bu arada farklı karakterler ve hikayeler de karşımıza çıkıyor. Neredeyse her bir bölümde farklı bir macera ile karşılaşıyorsunuz.

Tam da bayılacağım şekilde, karanlık içinde geçen Düş Müziği’nde özellikle 24 Saat adlı bölüm son derece vahşi, karanlık ve resmen vicdansızdı. Kitabı edinmeden, daha doğrusu geçen yıl bu kısmı okumuştum. O zaman da aynı şekilde beğendiğimi hatırlıyordum. İnsanların zıvanadan çıkmasının, kötünün ve kötülüğün emrinde hareket etmesinin, bilinçlerinin kontrolünün bir manyağın eline geçmesinin anlatıldığı bu bölüm aynı zamanda okurken en rahatsız olduğum bölümdü. Yanlış anlamayın, dediğim gibi neredeyse en etkilendiğim bölüm olan 24 Saat’in verdiği rahatsızlık, nasıl desem, olumlu bir rahatsızlık kitaba yönelik beğeni konusunda.

Umutsuzluğu okurken sıkça hissettim. Özellikle son kısımda Morpheus’un yolun sonundaki tatminsizliğini sanki gerçekten öyle birisi var da, o benimle konuşuyormuş gibi gerçekti.

Neil Gaiman’ın hikayelerini zaten seviyorum, kolay kendinizi kaptıracağınız hikayeler. Ancak daha önce Sandman hakkında bir fikri olmayanlar için söyleyebileceğim tek şey ise kitaplardaki dünyayı unutun, tamamen karanlık başka diyarlara açılacağınızdan emin olun. O tatlı – espirili – karanlık Neil Gaiman romanları size Sandman için ipucu vermez.

Nasıl da sert bitirdim yazıyı!

Hayır, aslında sert değildi.


Kibarca bitirelim o zaman; Sandman okuyunuz efendim. (Yine kopuk bir yazı oldu, farkındayım...)