Terry Pratchett etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Terry Pratchett etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2015 Cuma

Terry Pratchett


“Evil begins when you begin to treat people as things.” 

Terry Pratchett (28 Nisan 1948 – 12 Mart 2015)

18 Temmuz 2014 Cuma

Terry Pratchett - Stephen Baxter "Uzun Dünya"

BİR DÜNYA YETMEZ Kİ…

Sıkılgan varlıklarız. İşin başında aslında hep kendimizden sıkıldığımız için mekanlardan, insanlardan sıkılmaya meyilliyiz. Yalnız kalmayı tercih ettiğimiz kadar kalabalık içinde olmayı de tercih ettiğimiz için, kendi içinde çelişkiyi ve çözümü barındıran bu duruma rağmen nasıl başarıyorsak her zaman sıkılıyoruz. Yerimiz dar geliyor. Dünya küçük geliyor. Her gün aynı mahallenin aynı sokaklarında güne başlamak ve yine aynı noktada günü sonlandırmak bir süre sonra bıkkınlık yaratıyor.

Var oluşun sıkıntısı bir yana, yaşadığımız dünyanın sonunu el birliğiyle getiriyor olmamızdan kaynaklı yıpranmışlık hissi her geçen gün yakamıza daha çok yapışıyor. Gelişen teknoloji ile beraber, bilim kurgu eserlerinin bizlere sunduğu farklı kurgularla içten içe meraklandığımız başka yaşamları, başka olasılıkları da sık sık düşünüyoruz. Bir kitabın içinde bizi bekleyen dünyayı satır satır okumak için, kitapçıda gördüğümüz o kitabı delicesine isteme sebebimiz aslında güzel bir kaçışı ya da olasılığı her ne şekilde olursa olsun bize sunuyor olması değil mi acaba?

Kendimizi alıp bir yerden bir yere ışınlamamız mümkün değil. Her gün bindiğimiz toplu taşımadan ya da uzun mesailerden kaçmamız mümkün değil. “Güneye yerleşme” fantezisi ise ulaşılamayan bir hayal olduğu müddetçe çekici zira gerçekleşmesi durumunda o hayatın da asla tatmin etmeyeceği dev bir gerçek. Aslında asıl hedef, var olan düzenin parçası olmaktan kendini kurtarmak ve belki daha basit ama daha rahat, istenen bir hayatı sağlamaya çalışmak.
Başka bir dünyanın hayali ile yaşıyoruz. Çünkü burası aslında yetmiyor, yetmediği halde fazla geliyor, korkutuyor ve geleceği kemiriyor. İhtiyaç umut dolu bir gelecek ve nefes alınabilecek başka bir dünya.

HER BİR ADIMDA BİR BAŞKA DÜNYA

Efsane yazar Terry Pratchett ve Stephen Baxter’in  kaleminden çıkma Uzun Dünya, Goodreads okurları tarafından 2012 yılının en iyi bilimkurgu romanı olarak gösterilmiş. İthaki Yayınları’nca dilimize kazandırılan Uzun Dünya’da karşımıza “adımlayabilen” insanlar (İlerleyen sayfalarda adımlamanın aslında daha geniş canlılarca gerçekleştirilebileceğini görüyoruz) çıkıyor. Peki nedir bu adımlamak? Adımlamak, başka dünyalara geçmek. Bir bilim adamının internet ortamına koyduğu ve bir patates(!) yardımıyla işlerlik kazanan düzenek şablonu sayesinde insanlar Adım Günü itibariyle başka dünyalara kendi “adımlayıcılarını” kullanarak geçiş yapabilmeye başlar. Farklı özellikler barındıran fakat temelinde Dünya’nın bir kopyası olan bu yeni, insan eli değmemiş ve keşfedilmeyi bekleyen diyarlara insanlık akın etmeye başlar. “Esas” ve “Uzun Dünya” arasında artık akış başlamıştır. Daha fazla fırsat, daha iyi bir hayat, daha fazla tarım alanı, daha az suç oranı ve aslında Esas’ta asla karşılarına çıkmayacak daha iyi bir dünya hayaliyle insanlar Esas’ı terk etmeye başlar. Sıfırdan kurulacak bir medeniyet için adımlamaya başlayan insanlar arkalarında yalnızca akıllı telefonlarını ya da elektrik sistemlerini, okullarını ya da alışveriş merkezlerini bırakmazlar. Yeni bir yaşam uğruna çocuklarını (Adımlamayan insanlar da vardır; tıpkı ailelerin geride bırakmaktan çekinmedikleri çocukları gibi) bile bırakırlar. İşte yeni bir hayata karşı beslenen o güçlü umut, böylesine yıkıcı ve göz boyayan bir gerçekliği de beraberinde getirir.

Başkahramanımız Joshua Valiente ise adımlayıcıya ihtiyaç duymadan adımlayabilen ender insanlardan biridir ve bu bilgiyi kendisine saklamaktadır. İnsanlardan uzak olmayı ve iletişim kurmamayı genellikle tercih eden Joshua’nın aynı zamanda süper kahramanlığa yakın bir yardımseverliği mevcut olsa da, bir başına adımlayan kahramanımızın yolu, Uzun Dünya’nın sınırlarını keşfetmeyi amaçlayan bir şirketin teklifiyle değişir. Öncesinde insan, ancak şimdi akıllı bir “sistem” olan Lobsang ile çıktıkları yolculukta, bilinmeyeni keşfetmeye doğru hızla adımlarken, bir yandan da gittikçe yakınlaştıkları bir tehlikenin sinyallerini de almaya başlayacaklardır.


Kendi eliyle sonunu hazırladığı dünyadan, yeni diyarları keşfetmek için yola koyulmaya hevesli insanoğlu ve asla kaçamayacağı sorunlarının, evrimin, insanlığın sıkça irdelendiği Uzun Dünya, bilimkurgunun cazibesini tüm satırlarına yayan bir roman. Roman, başka bir dünyanın mümkün olup olmayacağı hayalini okuyucuya kurdururken, olası bir şanslı durumda, gerçekten başka bir dünyanın ya da dünyaların elimizin altında olması durumunda izleyebileceğimiz yolları ve yapabileceğimiz şeyleri de hikaye içinde yer yer espirili, yer yer de doğrudan okuyucuya sunmayı seçmiş. 

29 Eylül 2013 Pazar

Terry Pratchett "Muhteşem Maurice Ve Değişmiş Fareleri"

“Dinle Şeftali, kandırmaca insanların yaptığı bir şeydir,” dedi Maurice’in sesi. “Onlar birbirlerini kandırmayı o kadar sever ki, bunu yapsın diye hükümetler seçerler.”

Bugün bu yazıyı hazırlayacağımdan olsa gerek, gece rüyamda farelerle uğraştım. Hatta şu an yazarken fark ediyorum ki aslında uğraştıklarım baya baya Maurice’in değişmiş fareleriydi.

Terry Pratchett’ın Neil Gaiman ile beraber yazdığı Kıyamet Gösterisi’ni saymazsak, Muhteşem Maurice Ve Değişmiş Fareler’i yazarın okuduğum ilk kitabı. Ne kadar eğlenceli bir yazar olduğunu daha önceden duymuş ve Gaiman’la ortak yazdıkları kitapta görmüştüm; beklentilerim ve umutlarım boşa çıkmadı. Sürükleyici bir masalın içinde kendimi farelerin ve bir kedinin dünyasında buldum.

Bir üniversitenin, büyülü ve kimyasal atıklarını tırtıklayan fareler ve kedi Maurice bir değişime uğrar ve düşünebilme özellikleri ortaya çıkar. Artık onlar faredir, ancak düşünebilen farelerdir. Bu yeni özelliğe kimi alışamamış, kimi ise alışmakla kalmamış sevmiştir de. Kedi Maurice de bu değişime uğramış, artık konuşabilen, yani düşünebilen hayvanları – fareleri yememektedir. Örnek olarak yakaladığı her fareye tek bir kelime etmesi için bir şans vermesini gösterebiliriz!

Fareli Köyün Kavalcısı’nın bir başka açıdan ele alındığı bir öykü var elmizde. Maurice’in önderliğinde adeta bir çete olan fareler ve kavalcı Keith, köyleri önce fare istilasına maruz bırakır, sonra “ortaya çıkan”(!) kavalcı ile köyü farelerden temizleyerek ücretlerini alır ve başka bir köye doğru yola çıkar.

Hikayenin tamamını oluşturan ise son olarak ziyaret ettikleri köy ve burada başlarına gelen sıra dışı olaylar. Bürokrasi ya da yönetim üzerine ince ince dokunan espirilerle eleştirilerin dozu mükemmel, komik olduğu kadar ciddi bir izlenim bile yaratıyor yazarın dili yer yer.

Muhteşem Maurice Ve Değişmiş Fareleri kesinlikle büyümeyen insanlar için bir masal. Her ne kadar çocuk ya da gençlik kitabı adı altında kategorilendiğine denk gelsem de, aslında 25 yaşında bir çocuğun da, 25 yaşında bir kediseverin ve fareseverin de hayranlıkla okuyabildiği bir kitap olduğuna şüphe yok. Denendi, onaylandı. Bu tanımlarımı genelde Neil Gaiman için de kullanırım, büyümeyen çocuklar için yazan adam, derim. Aynısını Pratchett için de söylüyorum, her ne kadar bir kitaba bakarak bunu söylüyor olmam tepki çekebilecek olsa bile. Ancak eminim ki diğer kitaplarında da aynı hisler beni yakalayacak.

Böyle yazarları seviyorum. Büyümeyen insanları seviyorum. 25 yaşında suratsız bir insanı eğlendirebilen yazarları seviyorum.

Teryy Pratchett’ın diğer kitaplarını bir an önce okumak ve kendisine has espirilerine gülmek istiyorum satır aralarında. 

11 Aralık 2012 Salı

Neil Gaiman & Terry Pratchett "Kıyamet Gösterisi"

Bu kitap hakkında yazmak da okumak kadar eğlenceli olacaktır muhakkak, ancak o kadar kolay olabileceğini sanmıyorum çünkü çok sevdiğim kitaplar hakkında yazmakta zorlanıyorum bazen.

Neil Gaiman ve Terry Pratchett’in yazdığı Kıyamet Gösterisi (Good Omens), organik halüsinozisten muzdarip bünyeler için belki olabilecek en eğlenceli kitaplardan biri; olmayan şeyleri dünyada görmek mi dediniz; ala. Zira gözlerinizin önüne gerçek olduklarına inanmadığınız onlarca şeyi en gerçekçi halleriyle getirebilen bu kitabın sayfaları arasında fiziksel dünyanın sıkıcılığından kurtulmak serbest. İstediğiniz kitaplara düşkün bir meleği, gözlüksüz çıkmayan bir şeytanı, yanarak ilerleyebilen bir arabayı ya da adı Köpek olan köpeğin zihnindeki kötü tohumları istediğiniz gibi gözlerinizin önüne getirebilirsiniz.

Kıyamet Gösterisi’nin konusundan kısaca bahsedelim; notlarında ve satılarında saklı tüm eğlenceyi ve detaylardaki esprileri merak edenler için kitabın içinde saklı tutarak; şeytanın oğlu yeryüzüne gelmiştir; hastanede aynı gün doğan başka bir bebekle yeri değiştirilecektir (bunu da satanist rahibelerin yardımları ile yapacaklar!) ve “işaret” geldiğinde çocuğun tepkisine göre kıyamet kopmaya “başlayacaktır”. Ancak işler biraz ters gitmiştir; şimdi Aziraphale (bir melek ve yarı zamanlı kitap sahafı) ve Crowley (düşmekten çok gezine gezine aşağı inmiş bir melek) tüm olan biteni yola sokmak zorunda kalacaktır. Aşağıdakilerin ve yukarıdakilerin sinirlenmesini her ikisi de istememektedir. Ama bir şeyler yolundan çıkmıştır; kontrolden de çıktığı gibi.

Çünkü kıyamet Cadı Agnes Çatlak’ın Dakik ve Kat’i Kehanetleri adlı tek bir kopyası olan kitabında böyle belirtilmiştir.

Cadı avcıları, melekler, şeytanın dölü - deccal, tanrının sesi, cehennem dükleri, ölüm, savaş, kıtlık, kirlilik, cadı ordusundaki çavuş, Azize Berly Çenebaz Tarikatı’ndan satanist rahibeler, medyum, köy sakinleri derneği başkanı… Bunlar kitaptaki karakterlerden öne çıkanları.

Kitap da, karakterler de birbirinden eğlenceli. Özellikle Crowley; gözlerini saklamak adına sürekli güneş gözlüğü ile gezen, havalı, hız düşkünü bir Queen dinleyicisi. Aziraphale’de ise, kendime de pay çıkararak, gördüğüm kitap düşkünlüğü, ne de olsa bir sahaf ve içinde aslında biraz da olsa barınan, kendisini Crowley’e yakınlaştıran “şey”. Aslında, Crowley ile anlaşabilmelerinin sebebi de aslında her ikisinin de bir yerde “aynı” olması değil miydi zaten…

Sıradan olana, alışılmış olana ters olana yadırgayan bakışlar atıyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye etmem. Hayalin gücüne, var etme yeteneğine ve yarattıklarına inanıyorsanız da bu kitabı atlayıp geçmeyin derim. Oturup huzur içinde, siz özel gösterimle bir kıyamet sahnesinde eğlenmek istiyorsanız ve bu size makul geliyorsa (eğlenmenin yönteminin makul oluşundan bahsediyorum) o zaman doğru kitaba yaklaşıyorsunuz.

Kitaptan bir alıntı;

“İnsanları insan olarak yaratıp, sonra insan gibi davrandıkları için onlara kızmanın neresi bu kadar harika anlamıyorum.”

Bir alıntı daha;

“Örneğin, neden insanları meraklı yapıp, sonra görebilecekleri bir yere yasak meyve koyuyorsun ve yanına İŞTE YASAK MEYVE! diye yanıp sönen kocaman neon bir parmak koyuyorsun?”

“Ben neon hatırlamıyorum”

Kıyamet Gösterisi, Neil Gaiman & Terry Pratchett. İthaki Yayınları, 410 sayfa.