9 Eylül 2013 Pazartesi

Alfred Bester "Kaplan! Kaplan!"


Kaplan! Kaplan!’ı mayıs ayı sonunda satın almış ve peşinden büyük bir hevesle okumaya başlamıştım. Her bir sayfada da o heves azalmıştı çünkü kitaptan hiç hoşlanmadım. Ne hikaye, ne anlatım bende en ufak bir merak uyandırmayacak şekilde ilerliyordu. Uzun süre kendimi zorlamanın ardından kitabı okuyamayacağıma karar verip sürekli gözümün önünde durabileceği bir konumda “uykuya” bıraktım.

Geçtiğimiz haftasonu da, cumartesi günü elimdeki kitabın bitmesiyle beraber “dur ben şunu tekrar okumayı bi deneyim” dedim. Çünkü böylesin övgüyle anılan bir yazarın, böylesine meşhur bir kitabını okuyamamak bana kendimi baya bir kötü hissettiriyordu. Öyle de duygusalmışım meğer kitaplar konusunda. Şaka. Neyse, devam edelim.

Kitabı bir gün içinde de bitirdim. Meğer nasıl sürükleyici bir hikayeymiş o öyle! Bunu anlayamamış olmama da ayrıca sinirleniyorum – gibi.

Gully Foyle benim adım
Terra benim yurdum
Derin uzay benim evim
Ve ölümdür hedefim

Jaunte’lemek, teletaşıma keşfedilmiştir. İnsanlar kendilerini taşıyacakları koordinatları ve bulundukları noktayı tam olarak bilirlerse, kendilerini bir nevi “ışınlayarak” saniyeler içinde bir noktadan bir diğerine Jaunte’leyebiliyordur. Yalnız jaunte’lemek belirli bir mesafe içinde sınırlıdır ve uzayda bunu yapmanız mümkün değildir. Kelimenin isim babası ise ilk kez bilinçsizce kendisini jaunte’leyen bilim insanıdır; kendisinin adıdır.

Göçebe’nin içinde, uzayda sürüklenen, hapsedilmiş Gully Foyle ile başlıyor hikayemiz. Kendisini kurtarma çabası karşılıyor bizi. Sürekli yukarıda yer alan dizeyi tekrarlayarak üç aydır uzayın karanlığında sürüklenmektedir. Bu sırada, yanında Vorga adlı bir uzay aracının görür. Gully, kurtarılmak için peş peşe yardım sinyalleri gönderir, elinden gelen her şeyi yapar fakat Vorga kendisini gördüğü halde yanından hiç bir şey yokmuş gibi basar gider.

İşte kitap boyunca Gully Foyle’un nefretini, intikamını şekillendirecek olan olay da bu oluyor. Vorga onu almadan gitmiştir. Onun da en büyük amacı Vorga’dan intikam almaktır!

Macera boyunca, Göçebe’nin kendisine has bir sırrının olmasının yanısıra özellikle odaklanılan nokta Gully Foyle’un intikam almak için çıktığı yolculuk. Bu yolda başına gelenler ve bir macera filmini aratmayan görüntüleri gözünüzün önünde tereddütsüz oluşturabilen anlatım sayesinde su gibi akan olaylarla beraber kendinizi geleceğin içinde, bir kovalamacada buluyorsunuz.

Bir yandan PyrE adlı bir maddenin peşinde olan onlarca insan, diğer yandan Gully Foyle’un kişisel saplantısının peşinden koşması ve bu sırada PyrE’ye ulaşmak için Gully Foyle’un peşinden koşan insanlar. Maddenin sırrını kitabın ilerleyen sayfalarında tıpkı insanların Foyle’un peşinden koşmasının asıl amacının anlamanız gibi okuyorsunuz.

Finalde, Foyle’un insanların kendi hayatlarını kendileri belirleme şanslarının ellerinden alınması üzerine yaptığı konuşma etkileyiciydi. İnsanların ya da –evrenin- hayatının gidişatını bir grup insanın tekelindeki bir yönetimle belirleme fikrinden ne kadar nefret ettiğini, insanların kişiliklerini hiçe sayarak toplum adına, milyonlarca insan adına bir kaç kişinin ne verdiği kararların ne kadar “adil”(!) olduğunu görüyoruz.

Küçük bir benzetme yaparak, bir adamın intikamı uğruna yaşaması, hayatına devam etmesi ve o saplantısıyla ilerlemesi bana The Crow: Eternal Love filmini getirdi. O film hayatta izlediğim en güzel filmlerden biridir. Eric Drawen’ın mezarından intkamı için dirilmesi ve amacı uğruna gözünü karartması, Gully Foyle’un intikam için yanan benliğiyle çok benzer bence.

Bu arada olayların tamamının uzak bir gelecekte geçtiğini belirtmekte fayda var. Bu, olan biteni daha heyecanlı ve düşlemesi daha zevkli bir hale sokuyor.

Yine de kişisel fikrim, geleceğin bu şekilde tasvir edilmesi beni her zaman korkutmuştur. Gelecek böyle olacaksa gerçekten görmek istemiyorum. Insan aklının sınırlarının ötesinde olup olmaması değil sorun, sorun aslında gücün ve tehlikenin insan hayatında daha büyük bir yer kaplıyor olması ve beklenmeyen her anda karşısında bitivermesinin kolay olması. Şu anki dünyada en büyük korkumuz savaş ya da doğal afetler iken, bilimkurgu kitaplarında çizilen gelecekte her zaman felaketin felaketi daha yıkıcı ve daha yakındır. Işte bu yüzden bilimkurgu içindeki geleceğin acımasız kötülüğü bana her zaman içinde bulunduğum zamanı daha çok sevdirmiştir ve kitabı kapattıktan sonra kendi zamanıma dönebilecek olmanın verdiği güvenle okuyorum sanırım içten içe.

8 yorum:

Settie dedi ki...

"Ne hikaye, ne anlatım bende en ufak bir merak uyandırmayacak şekilde ilerliyordu."yu okuyunca gözlerim yerinden fırladı!!! Tam olarak aynı yanılgıyı yıllar önce Denizler Altında 20000 Fersah'ta yaşamıştım. Kitaba bir şans daha vermeniz çoook iyi olmuş :)

Antivenom dedi ki...

"Gully Foyle benim adım
Terra benim yurdum
Derin uzay benim evim
Ve yıldızlardır hedefim..." son pasajda bu şekilde değişir tekerleme :)

Umut Babilon dedi ki...

Settie : Bazen, bazı kitaplarda gerçekten "ya ben okuyamayacağım galiba" diyorum, bi kenara ayrılıyor kitap. Sonra dönünce "aaa negzelmiş" diye bitiriyorum :)

Umut Babilon dedi ki...

Antivenom: Galiba bir diğer baskısında kitabın adı da "Yıldızlar Hedefim" miş. Yanlış hatırlamıyorsam...

Antivenom dedi ki...

Doğru hatırlıyorsun, William Blake'in "Tyger Tyger" şiiri ilk sayfalara eklendiğinde adı değişti, öncesinde hedefim Yıldızlar adıyla basılmıştı.

Umut Babilon dedi ki...

Antivenom : Doğrudur.

Bülent Özgün dedi ki...

Bu muhteşem esere şans vermeniz beni çok sevindirdi. Yazınızın başını okuyunca hemen gerisini okyuverdim. Çünkü bu kitabı sevmeyen birinin neden sevmediğini bilmeliydim. Yazının devamında kitabı sevdiğinizi okuyunca çok sevindim. Müthiş bir eser. Benim için baş tacıdır.

Umut Babilon dedi ki...

Bülent Özgün: Geç de olsa sonunda okuyup bitirebildim, arada kaybettiğim zamana yazık oldu, çok sürükleyiciydi çünkü...