29 Ocak 2013 Salı

Audrey Niffenegger "Zaman Yolcusunun Karısı"

Zaman Yolcusunun Karısı’nı alma sebebim bilim kurgu arayışı içinde olmamdı.

Ancak kitabı aldıktan okumama kadar geçen süre içinde, bu süreyi de uzatan sebep olarak gördüm ki ben yanılmışım; kitabın bir “aşk romanı” olarak tanımlanmış çoğunluk tarafından. İnternetten yorumları okuduktan sonraki bir süreyi de “ben herkesin okuduğu tipik bir aşk romanını neden okuyayım ki” diye kendi kendime pis bir tavra da büründüm. Evet, yeri geliyor gerçekten iğrenç bir canlı oluyorum.

Kitaba beni ısındıran ve “okuyayım bari” dedirten şey ise (ne kadar pislik bir insan olduğuma dair bir kanıt geliyor); Neil Gaiman’ın Mezarlık Kitabı’nın arkasında, Zaman Yolcusunun Karısı’nın yazarı Audrey Niffenegger (adını yazmak çok zor geliyor)’ın da bir yorumu vardı ve kitabın içinde, notlardan anladığım kadarıyla bu yazar hanım ile Neil’ciğim arkadaşmış. Yani bir pislik gibi davrandığım noktaya yaklaştık; Neil’le arkadaşsa okumaya değer bir yanı vardır muhakkak!

Şu ana kadar yazdığım en vicdansız yazıyı yazdığımı düşünüyorum.

Ama kitap hakkında yorumlarımı görünce, yazarı da eğer okur ve Türkçe anlarsa ya da İngilizce’ye çevirip anlamaya çalışırsa görecek ki kitabı beğenmişim.

Artık kitaba gelebiliriz; insanın aşkının hikayesi aslında. Ancak bir aşk romanı yazmaya karar verdiğinde, yazarın başarısı sayılabilecek şey elbette bu hikayeyi “zaman yolculuğu” üzerinden anlatmaya karar vermiş olması bence. Ha, neresinden bakarsınız bilmiyorum; zaman yolculuğu merkezinde anlatılan bir aşk hikayesi mi yoksa bir aşk hikayesi eksenine giren zaman yolculuğu mu? Seçim size kalmış. Ben aşk hikayesine dahil edilen zaman yolculuğu olarak anladım ve anlatacağım.

Kurgusu sıradanlıktan uzak; yazarın girdiği büyük riski anlamaya çalışmak ve farklı bir şeyler görmek için bile okunur Zaman Yolcusunun karısı. Kendi adıma, zaman yolculuğunun ve ikilinin karşılaştıkları dönemleri net anlamak için kitabın birkaç yerinde kitabı kapatıp yüksek sesle olan biteni özetledim, netleştirmek için: İkili ilk kez Clare 6, Henry 36 yaşındayken karşılaşıyor; ancak Clare 20 ve Henry 28 yaşındayken ise “şimdiki”, “normal” zaman içinde karşılaşıyorlar; aslında Henry Clare’i 28 yaşındayken tanıyor. Daha sonra ise Henry, Clare’in çocukluğunda kalan o günlere yolculuk etmeye başlıyor. Evet karışık oldu. Okurken anlayacaksınız nasılsa.

Kitapta sizi bekleyen gerçekten tutkulu bir aşk hikayesi. Normalde ben bu tip romanlar, aşk hikayesi ekseninde kurulan şeyleri okumam; klasiklerden değilse. Okumadığım bir türü okumak o yüzden ilginç, bir o kadar da kolay okunur geldi aslında. Yazarın ve çevirmenin başarısı sanırım.

Söylemeden geçmek istemediğim noktalar ise karakterlerin mesela bazı davranışlarının sebebine dair derinlemesine bir şeyler sunulabilirken sunulmayışı; en basitinden Clare’in Gomez konusundaki tavrı ve hareketlerine dair bir neden göremezken güçlü sonuçlarıyla karşılaşıyoruz! İpucu vermeyim ama kitabın sonlarında ne demek istediğimi anlayacaksınız. Yine Clare hakkında bir diğer nokta ise kadının düşünce olarak, birkaç heykelini yaparken aklından geçenler dışında es geçilmiş olması ki bu aslında Henry için de geçerli. Adamın tüm hayatı boyunca içinde bulunduğu duruma dair düşüncelerini ben pek okuduğumu hatırlamıyorum aslında. Ve aklıma takılan bir nokta da bu iki insanın neden inatla çocuk istemesi, nasıl bir risk açlığıdır? Baştan beri garip olacağı belirli bir ilişki yaşadıkları halde nasıl çocuk ister ve bunun mümkün olmadığı durumlarda hayata küserler? Yahu neresi normal ki zaten ilişkinin? Adam zamanda yolculuk yapıyor?

Ek olarak; Henry zamanda sürekli farklı yerlere yolculuk yapıyor, kendi istemi dışında yerlere ve zamanlara gidiyor, ancak nasıl oluyorsa (!) Clare’in büyümesi süresince neredeyse hep aynı noktaya ve aslında belirli bir düzen içeren zamanlarda gidiyor. Tek sürekli olarak gittiği yer Clare’in yanı. Diğer yolculuklar ise tüm kitap boyunca bir oraya bir buraya, alakasız ve farklı yerlere.

Aslında daha çok “neden” diye sorup anlam veremediğim durum var. Gerçi çok kurcalamamak lazım. Dediğim gibi kitap kolay okunuyor, sürükleyici mi, evet, ama fazla takılmadan okumak ve üzerinde çok düşünmemek için okuyun. Bir aşk hikayesini değişik yollardan yürüyüp anlatamaya çalışan bir yazar, sonuç onu tatmin ettiyse ne ala.

6 yorum:

Simay Yildiz dedi ki...

Okurken biraz kafam karışmıştı ama çok sevdiğimi gayet net hatırlıyorum bu kitabı. Hatta sonradan filmini izlediğimde onu da sevdim. "Aşk hikayesi" etiketi çoğu kitaptan soğutuyor insanı hakkaten; ben de "romance" gördüm mü kaçarım genelde. "Her Fearful Symmetry"yi de okumak istiyorum :)

Umut Babilon dedi ki...

O da mı aynı yazarın? Bu arada filmi çok kötülemiş ekşi sözlük, kararsız kaldım =)

Simay Yildiz dedi ki...

Evet, aynı yazarın :) Valla film konusunda uzman değilim tabii ki ama benim hoşuma gitti. En azından "batırmışlaaar!" diye isyan edesim gelmedi :D

Umut Babilon dedi ki...

O kitaba bir bakayım, çevirisi yok gibime geliyor... ?

Umut Babilon dedi ki...

O kitaba bir bakayım, çevirisi yok gibime geliyor... ?

Umut Babilon dedi ki...

O kitaba bir bakayım, çevirisi yok gibime geliyor... ?