14 Nisan 2013 Pazar

Albert Camus "Düşüş"


Uzun zamandır Albert Camus okumamıştım.

Camus denince benim aklıma ilk, çok sevdiğim kitabı Yabancı gelir. Bilmem sizin için de öyle midir ama o kitabı okuduğumda gerçekten etkilenmiştim.

Düşüş’de, tüm roman boyunca anlatımına maruz kaldığımız (elbette burada maruz kalmayı olumsuz bir anlamda kullanmak niyetinde olmadım) kişi, Paris’li bir avukat olan Jean – Baptiste Clamence. Clamence, Amsterdam’da bir gece başlıyor anlatmaya, karşısındaki kişiye dair çok fazla detay kitapta yok ancak kitabın sonunda karşı tarafa dair vurucu bir bilgi okuyucuyu bekliyor.

Anlatımının başında görevinde başarılı, toplum içinde “iyi insan” kalıbında anılabilecek olan ve bu tip davranışlarıyla öne çıkan, zihninde kendi “iyi” davranışlarını ölçüp biçen ve bu davranışlar sebebiyle kendisini iyi hisseden, varlığını tanımlarken de bu davranışlarının bir yerde ekmeğini yiyen bir insan portresi çiziyor Clamence kendisinden bahsederken. Karşıdan karşıya geçen bir yaşlıya yardım etmenin kendisinde yarattığı hislere ve bu davranışına sevinmesi gibi.

Ancak anlatım ilerledikçe, yani Amsterdam’da günler ilerledikçe Clamence’in kendisini anlatması ilk günkünden farklı bir yola giriyor. Bir kırılma noktası varmış da, ona doğru ilerliyormuş gibi adeta. İlk başlarda örnek bir vatandaş, başarılı bir avukat ve çapkın bir erkek imajı çizen karakterimiz, bir dönüm noktası ardından “düşüşe” geçiyor ve başlıyor başka bir gözle görmeye başladığı düzeni, toplumu, olayları ve aslında kendisini anlatmaya.

“Bana öyle geliyordu ki, hiç öğrenmemiş olduğum, ama yine de çok iyi bildiğim bir şeyi, yani yaşamayı unutuyordum.” (sayfa 34)

“İnsanlar gösterdiğiniz nedenlere, içtenliğinize ve acılarınızın ağırlığına ancak siz öldüğünüzde inanırlar. Hayatta olduğunuz sürece durumunuz kuşkuludur, ancak onları kuşkuculuğunu hak edersiniz.” (sayfa 54)

Sıklıkla kendisi hakkında, kadınlara karşı olan tutumuyla beraber, kişiliğine dair bir çok detayı veren Clamence, aslında burada içinde saklı tuttuğu “diğer yönü” ve düşüşe geçmeye başlayan anlatımda bence asıl sebeplerden birini veriyor. Nihayetinde kadınlarla olan ilişkisindeki tutum ve davranışları bana göre basbayağı hayata karşı olan genel bakışını, insan ilişkilerindeki yüzünü gösteriyor.

Düşüş’te, Clamence’in özellikle, başından beri toplum içinde takındığı tavrı özetleyen ve anlatım boyunca devam eden bir anı var; kendisini suya atan kıza arkasını dönüp gittiği, köprüdeki o anı. Okurken fark edeceksiniz, ya da okuduysanız hatırlarsınız, kendisi oradaki pasifliği ile bence zaten düşüşte olan bir hayatın farkına vardığı o kırılma noktalarından birine dağiniyor.

Günler geçtikçe düşüş hızlanıyor, hızlanıyor ve bence son sayfalarda yere çakılmasıyla son buluyor.

Bir adamın iki farklı yüzünü arasında geçişi görerek, insanın varlığına dair bir çok detayda saklı sorgulamaları okuyabileceğiniz, finali sürprizle biten bir kitap Düşüş.


2 yorum:

BetilK. dedi ki...

Maalesef daha evvel okuldaki okuma parcalari disinda Camus okumadim ama en kisa zamanda Yabanci ve Dusus'u okuyacagim.

Umut Babilon dedi ki...

Naçizane tavsiyem önce Yabancı'dır, neden bilmiyorum ama ben bu sırayla okuduğum için olabilir, Yabancı belki biraz da yazarın tarzı açısında Düşüş'e de alıştırma gibi, olabilir.